YAVUZ ÇAKMAKKAYA

ANA SAYFA

YAZILAR

 

HAKKIMDA

 

“BEŞİKTAŞ’IN GELİNCİKLERİ” ÜZERİNE

Topağacı’nın taç yapraklı gelincikleri, mavi menekşeleri, mineleri, fal açtığımız papatyaları, Sultan Mahmut’a ait, 1811 tarihli menzil taşının çevredeki bir apartmanın karanlık gölgesi altına gönderilmeden önceki hür günleri, Dere Sokağı, bostanlar, Suatpark Sineması, Kambur’un Bahçesi, Büyük Beşiktaş Hamamı, Beşiktaş’ta kurulan uçak fabrikası, Bakü fatihi Nuri Killigil’in silah fabrikası ve şehit düşen itfaiye erleri, Döneminin Sansaryan Hanı, Halide Edip Adıvar’ın içinde hiç yaşamadığı Mor Salkımlı Ev, Rum ve Arnavut okulları, Neyzen Tevfik, dört yaşında Beşiktaşlı olduğum maçta Şükrü Gülesin’in attığı gol, 6-7 Eylül gecesi babamla birlikte dükkânımızı korurken dostlarımız için endişelendiğimiz anlar... Beşiktaş, Beşiktaş’tan geçen önemli isimler ve Beşiktaş’ta yaşadıklarım.

Bu kitapta, dört yaşından başlayarak, kalbimi Topağacı’nın tepelerine açtığım ve buradan dünyayı izlemeye başladığım 1947’den, 1960’a kadar yaşadığım döneme geri dönmeye çalıştım. Anılar, geçmişte yaşanmış olsa da bazı olayların geleceğe esin kaynağı olabilecek kadar güncel olabileceğini düşünüyorum. Babam, “Anılar, hayatımız boyunca aldığımız bütün kararlarda belirleyicidir” derdi. Ben de anıların, geride kalan değil, her an, her nefes alıp verişimizde beraber olduğumuz, içimizde hissettiğimiz, yaşamımızı, karakterimizi oluşturan olaylar bütünü olduğunu düşünürüm.

Beşiktaş, Osmanlı döneminden günümüze kadar Batılı oryantalistlerin melankolik yürüyüşler yaptıkları fakir ve ücra semtlerden biri olmadı. Onların görmek istedikleri yıkılmış binalar, karanlık kenar mahalleler, pis sokaklar, Doğulu “egzotik” yerler, “Asyalı duyarlılığında fakir ve hüzünlü insanlar” burada hiç görülmedi. Beşiktaş, 18. yüzyıldan itibaren Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar hükmeden Osmanlı imparatorlarının yönetim merkeziydi. Ülkeyi yönetenlerin aileleriyle yaşadığı saray ve konaklarının bulunduğu bir semtti. Boğaz’ın seyri doyumsuz kıyılarında yapılan sultan yalılarının, arkalarındaki koru ve köşkleriyle, güzellik ve ihtişamda dünyada benzerleri yoktur.

Evliya Çelebi 17. yy’ın ikinci yarısındaki Beşiktaş’ı anlatırken, semtin “âyan ve kibar” konaklarıyla dolu olduğundan söz eder. Saraylar ve konaklar dışında, Mimar Sinan’ın yaptığı cami, medrese, türbe ve hamamlar, Osmanlı’nın Beşiktaş’a verdiği önemi gösterir. Batılılaşma çalışmalarında ve mimaride merkez olmuş, sanat ve kültür faaliyetleri son derece gelişmiştir.
İsyanlar ve düzen bozukluğundan çok başı ağrıyan II. Mahmut döneminden başlayarak, Beşiktaş’ta saray çevresi ve iskâna açılan bölgelere yerleşen halk konusunda seçici davranıldı, vezir ve vekil konaklarıyla birlikte sarayda çalışmış, saraya yakın ve güven duyulan eyalet insanlarının burada yerleşmesine önayak olundu.

Beşiktaş’ta asayiş, imzasını Arapça yedi (v) ve sekiz (^) şeklinde atan Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa gibi otoriter yöneticiler tarafından sağlandı.

Mustafa Kemal Atatürk, belirli dönemlerde Beşiktaş’ta yaşadı. Annesi Zübeyde Hanım Akaretler’de oturdu. Cumhuriyet döneminin birçok aydınının yaşadığı Beşiktaş’ta ilk özel uçak fabrikası kuruldu.

Bugün Beşiktaş semtinin bulunduğu konumu, iz bırakan olayları ve kişileri yazarken bugüne dair çok daha farklı bir bakış açısı edineceğimize inandım. Bunları ömrünü Beşiktaş’ta geçirmekte olan biri olarak anlatmak istedim. Bunu yaparken de buruk ve özlem dolu bir bakış açısı yerine objektif olmayı seçtim.

Beşiktaş’ın bugün geldiği noktada geçmişin önemli rolü var; çünkü unutulmuş gibi görünse de anılar hâlâ canlıdır, geleceği olumlu şekilde etkileyecektir.